Amerika Sterlin’in rezerv para birimi olarak düşüşünden ne öğrenebilir? Britanya dünyanın öncü gücü olmaktan ne zaman geri çekildi diye düşündüğümüzde bazı tarihler birinci dünya savaşının sonunu işaret ederken, bazıları ise ikinci dünya savaşını göstermekte. Ancak buradaki en önemli dip nokta, 1956’da Süveyş Krizi’nde Britanya’nın küçük düşmesi ile birlikte Amerikan hegemonyasının her şeyi adeta silip süpürmesidir. Buna bağlı olarak, Dolar’ın dünyanın ana rezerv para birimi olarak Sterlin’in yerini alması, belki de gerilemenin görece en önemli indikatörü olarak kendi çağında bile farkedilemedi.

Bugüne döndüğümüzde ise, korkular son on yılda filizlenen Çin ve Yuan tarafından aynı kaderin Amerika ve dolara yaşatılması yönünde. Özellikle Çin’in büyüyen ekonomik gücü -satın alma gücü açısından geçen yıl dünyadaki en büyük ekonomi- ve Çin hükümetinin uluslararası işlemlerde Yuan’ı teşvik etmesi bu durumun oluşmasındaki en önemli etken olarak öne çıkıyor. Bu duruma yönelik ekonomi tarihçileri, Dolar ve Yuan arasındaki yaklaşan kapışmanın nasıl ortaya çıkabileceğine dair bir ipucu ararken Sterlin’in düşüşüne benzer bir düşüşün yeniden test edilebileceğini işaret ediyorlar. Araştırmalar ise üç ana başlık etrafında toplanmış durumda:

  • Para biriminin, rezerv statüsünü nasıl elde ettiği,
  • İki para birimli sistemin olabilitesi,
  • Zayıf politakalar geliştirmenin para biriminin düşüşünü ne denli hızlandırdığı.

İngiliz para birimi Sterlin, 19. yüz yılın son döneminde Dünya üzerindeki ticaretin %60’ından fazlasını domine ediyordu ve buna bağlı olarak dünya çapındaki  devlet borcu ihracının %90’ı Sterlin üzerinden yürütülüyordu. Kısmen tüm ekonomik nüfuz borçlandırılmıştı ve zirve noktasında, İngiliz Krallığı neredeyse dünyadaki insanların ve bölgelerin çeyreğini kuşatmış durumdaydı. Kaliforniya Üniversitesi’nden Barry Eichengreen ve arkadaşlarının makalelerine bakıldığı zaman ise bu durumun finansal hegemonyaya sahip olmak için elverişli şartlar oluşturmadığı görülüyor. Sonuç olarak, Amerikan ekonomisi 1880’lere gelindiğinde İngilizlerin büyüklüğünü sollasa da, Dolar Birinci Dünya Savaşı’nın sonrasına kadar yabancı ülkelerde nadir olarak kullanılan bir para birimiydi.

Sterlin ve Dolar

Eichengreen, finans piyasalarının rezerv durumunu belirleyici faktörler olarak “büyüklük, kararlılık ve likidite”yi ileri sürüyor. 1820’lerden bu yana ise Sterlin güvenilir bir stok değerine sahip ve serbestçe altına değiştirilebiliyor. Ayrıca, dünyanın en büyük finans merkezi olan Londra’da da kullanım hakkına sahip. Dahası, bir başka ekonomi tarihçisi olan Charles Kindleberger’a göre; cari hesap fazlası ve açığı, Avrupa Merkez Bankası’nın eşgüdümlü para politikası ve süresi uzatılmış krediler ile baş etmesine yardımcı olmak amacıyla Sterlin’in dünyadaki yeri İngiltere tarafından uluslararası işbirlikleri ile desteklendi.

Sonuç olarak, Amerika finans piyasalarının daha likidite ve kararlı olmasını sağlayan Federal Rezerv’in 1913’de kurulması ile birlikte Dolar’ın Sterlin’i gölgede bırakması da başladı. Sonrasında, Birinci Dünya Savaşı’nı takiben tazminat ve savaş kredilerine ilişkin tersliklerin ortasında Sterlin’i destekleyen uluslararası işbirlikleri de çöktü.

Tüm bunlar Dolar savunucularına güven vermelidir. Finansal bir kriz söz konusu olmasına rağmen, Çin ile karşılaştırıldığında, Amerikan sermaye piyasalarının kitlesel olarak daha büyük, likid ve iyi regüle edilmiş olduğu söylenebilir. Amerika’nın geçen yüz yıl yaptığı gibi Çin hükümeti de aktif bir şekilde finansal piyasalarının gelişimini teşvik etmesine rağmen, ilerlemeler şu ana kadar düzensiz olarak görülüyor. Yuan tam anlamı ile dönüştürülebilen bir para pirimi değil. Ayrıca, yetkili makam ve mercilerin piyasalara müdehalesi söz konusu ve Çin borsaları tüm bu nedenlerden dolayı istikrarsızlığın sembolü olmuş durumda.

“Zirvede tek başına olmasına gerek yok”

Ayrıca Eichengreen’ın çalışmalarına göre uzun dönemde iki rezerv para biriminin varlığından söz edilebilir. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Dolar saha kazanmaya başlamasına rağmen, Sterlin önemli ölçüde rezerv para birimi olarak savaş dönemi boyunca eşit söz hakkına sahip olarak kaldı (Grafikte de görüldüğü üzere). 1930’ların başında Amerika’yı seri halindeki ekonomik krizler vururken, Sterlin’in tekrar kendine yeni saha kazanması, yeni rezerv para birimine giden aşamanın tek yöne sahip bir yol olmadığını da gösterdi.

Ekonomistler, uluslararası ticaret ve yatırımlarda daha düşük işlem maliyetleriyle karşılaşabilmek adına tek bir rezerv para biriminin var olmasının büyük kazanç sağlayacağını düşünme eğilimindeydiler. Bu durumun böylece, bir rezerv para biriminin diğer para birimine çevrilmesinde hızlı bir transfer gücü ve bağlılığı yaratması bekleniyordu. Ancak Eichengreen’in öne sürdüğü argümanda; merkez bankalarının ve yatırımcıların azalan para birimini geriye yeterli miktarda likid kalıncaya kadar elinde tutacağı yönünde, ki bu tarz bir çeşitlendirmenin para biriminde oluşacak hengameler sonucu yatırım kayıplarını da sınırlandırmaya yardımcı olacağı düşünülmekte.

Ancak, peşi sıra dönemlerdeki yanlış yönlendirilmiş politikalar rezerv para biriminin düşüşünü hızlandırmıştır. Savaş döneminde Britanya, ithalatta rekabetçi olunamamasına neden olan altının Sterlin’e karşı oranının sabitlenmesi ve korumacı tariflere başlanması gibi çeşitli adımlar atarak Londranın finans merkezi durumunun küçülmesine neden oldu. Uzun dönemde ise bu tarz politikaların Biritanya’nın büyümesine gölge düşürdüğü ve daha ileriki dönemlerde Sterlin’in duruşunu küçülten bir durum olduğu kanıtlandı. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Sterlin’de gerçekleşen devalüasyonlar ve takas kontrolleri ise güvenilirlik ve kararlılık üzerine kurulu itibarını tam anlamıyla yok etti.

Şans eseri, sol ve sağ görüşlü popülist siyasetçilerin ticarete karşı koyacakları kabul görmüş fikirlerinden doğacak engellere rağmen Amerikan Kongresi direncini sürdürecektir. Ancak Amerika’nın, dünyadaki diğer büyük ekonomilerle iş birliğini reddederek doların altını oyacağını da hayal etmek zor değil. Bilindiği gibi, Amerika ile Çin’in IMF ve Dünya Bankası düzenlemelerinde de araları açık. Ayrıca Amerika’nın, Asya Altyapı Yatırım Bankası gibi Çin girişimlerine direnç göstermesi de nobranca olacaktır.

Birinci Dünya Savaşı’nın sonuçlarından biri olarak uluslararası finansal işbirliklerinin bozulması, savaş yıllarında dağınık ve kararsız şartların oluşmasına neden oldu. Bu tarz sorunların tekrarlanmamasını sağlamak için de İkinci Dünya Savaşı’nda sonra IMF ve Dünya Bankası kuruldu. Eğer bu kurumlar Amerika’nın tarihteki hatalarından ders alamamasının sembolü haline gelirlerse oldukça ironik olabilecektir ki: Dolar’ın yakın gelecekte ayağı kaydırılamayacak olsa da yükselen para birimine rakip olarak bakılmaması gerekiyor. Çünkü bu tarz bir dar görüşlülüğün rezerv para biriminin devrini hızlandıracak en hızlı yol olacağı açıktır.

Kaynak: The Economist

Üye olun.

Üye olun.

Mail listemize üye olarak, en son haber ve güncel makalelerle piyasaya hakim olun. Mailinize gelen onay e-mailini kabul etmeyi unutmayın!

Teşekkürler. Başarılı bir şekilde üye oldunuz. Mailinize gelen e-maili onaylamayı unutmayın!

Pin It on Pinterest

Shares